Paris’ten Bonjour !

Paris… Paris… Rüyalar şehri dediler gittik.. Sanarsın gül havuzlarında yüzüp, pamuktan koltuklu arabalarla gezeceksin… Öyle bir hayal ederdim ki tüm şehri zambak kokuyor sanardım… Taa ki metroda o pis çiş kokusunu içime çekip, bir Fransız kadının kardeşimi neredeyse ezişine şahit olana kadar.

Gidene kadar hiçbir anlamda ilgilenmediğim, 3 gece 4 gün Paris seyahatimin neredeyse tüm organizasyonu kardeşimin üzerindeydi. Ben sadece son gün valizimi topladım, 1250 tane kıyafeti kocaman bir valize koydum ve full motive yoldaydım. Daha İstanbul’daki free shop’ta bu seyahatteki tek amacımın alışveriş olduğu belliydi. Uçakta annem, kardeşim ben üç kişi yanyana olduğumuz ve check-in de yapmadığımız için en arka WC önüne oturtulmuştuk ve açıkçası 3 saat boyunca sifon sesi eşliğinde bir yolculuk geçirdik. Yemin ederim bizim dışımızda herkes tuvalete girdi, her girenden 1 EUR alsam Paris harcamam çıkardı.

Neyse, Paris ile ilgili yorumlarım aşağıda..

 

1.Park – bahçe dışında bir şey görmedim.

2.Kafası kopuk heykeller, çiş kokulu metrolar

3.Bekar kızlar buraya gelsin. Ama vahşi kadınlara dikkat.

 

1. Adım başı park bahçe, biz İstanbul’da bi koşmak için 15 KM araba ile yol yapıyoruz Belgrad Ormanı’na gidicez diye. Paris’te zaten koşmayanı dövüyorlar.

2. Ben şunu çok iyi anladım ki Paris Belediyesi 1500 senedir bu şehri çok seviyor, bu kadar mı iyi bakılır bu tarihi yapıya. Vallahi akşam gezerken tüylerin ürperiyor, bina üzerindeki heykel kafaları konuşuyor mu acaba diye dönüp dönüp bakıyorsun, bir tanesi canlanıp da yürümeye başlayacak diye aklın çıkıyor.

11126736_10153187315076358_201342325487980691_n

Fakat aynı belediye nedense Paris’in yeraltı kısmı ile hiç ama hiç ilgilenmiyor. Yer üstünden bir yere gitmek imkansız, metro şart, metroya iniyorsunuz aman yarabbi, bir çiş kokusu. Zaten karman çorman, yardım istesen information bölümü koymuşlar ama İngilizce anlayıp da ağzından kerpentenle bile laf alamadığın şişko menapozlu kadınları oturtmuşlar, kadına ölüyorum desen put gibi suratına bakmaya devam eder, bir de o koku beynini yakınca 2 durak geri 4 durak ileri yanlış gidip gelip gidip gelip sinir krizi geçiriyosun. Size tavsiyem, yanınızda muhakkak kolonyalı mendil bulundurun. Biz Guerlain‘dan aldığımız parfüm tester kumaşlarını kullandık baya işe yaradı.

unnamed

 3. Senelerdir bizi aman da Parizyen kadınlar, aman da kırmızı rujları, incecik belleri, aman da kırmızı şarapları, ince bacaklı, şöyle tatlılar böyle nazikler falan diye kandırmışlar yemin ederim. Paris’te tek bir tane kırmızı rujlu ve özellikle nazik Fransız kadını görmedim. Ama Parizyen erkekleri diye size kitap yazabilirim. Son derece yakışıklı erkekleri var, kaldığımız otelin resepsiyonisti Stefan’dan tutun da sokakta metroda şaşı olursunuz. Askeri bile yakışıklı. Bu arada aşağıdaki arkadaşlar bildiğin Fransız, aman da bunlar turist Merve falan demeyin, sağlaması yapıldı. Ayrıca ne yazıkki annem ve kardeşimi habersiz onları çekiyormuş gibi kullanmak zorunda kaldım, bekar Türk kızları için kendimi feda ettim.

1
1 – Bir çocuk.

 

2
2 – Notre Dame’daki Orkun çakması çocuk.

 

3
3 – Kilisedeki yüzü güzel ama kıyafeti feci çocuk.

 

4
4 – Sokaktaki acayip kıyafetli çocuk, bu benim tarz 🙂

 

5
5 – Metro’daki Enrigue Iglesias ikizi çocuk, annem de yazık poz veriyor 🙂

 

6
6 – Abercrombie kasiyer çocuk

 

7
7 – Sokaktaki ikili, önden yakalayamadım 🙂
9
9 – Metrodaki asker çocuk

 

1530311_10153187284501358_8269504424315791453_n
10 – ŞAKA ŞAKA

 

 

Bu üç maddeli Paris özetim dışına kalan kısımda ise Paris etkisinden hala çıkamadım diyebilirim, şuanda İstanbul’un sadece metrosunu ve Fransız’lara göre daha nazik olan insanlarını (semte göre değişir) seviyorum. Zırt pırt eşime ”Paris’e mi yerleşsek” önerim her iki akşamda bir devam ediyor ki bu asla olmayacak bir ihtimal. Sanki Paris’te yaşıyormuşçasına, boş ümitlerle sepet takılabilecek bisikletler bakıyorum.

Decathlon
Decathlon

 

 

Bu video ile de heykellere bakış açımı görmenizi istedim 🙂

 

Paris’ten sonra ben:

Klasik müzik dinliyorum,

İstanbul’da iyi croissant yapan yerleri araştırıyorum, bilen biri varsa lütfen yorum yazsın…

Şaraba ilgim arttı,

Kahveyi biraz daha detaylandırdım,

Yurtdışı seyahatlerinde Superga ile yürünmeyeceğini öğrendim, iki ayak başparmağım morardı, kan topladı, günde 20,000 adım yaptık, bilginize…

İstanbul Sephora, Paris’tekinin yanında büfe gibiymiş onu gördüm,fiyatları da gördükten sonra internet alışverişine yöneldim,

İstanbul Louis Vuitton’dan çanta almaya gittiğimde en paçoz halimle gideceğim çünkü Paris’te içerideki müşteriler ekstra normal ve satış ekibi herkesle müthiş ilgili, bizdeki gibi yüzüğe saate bakıp adam ayrımcılığı yapmıyorlar sana orada;

İstanbul Laduree artık gidilecek yerler arasında,

Bir sonraki Paris seyahatimde Louvre müzesine en az 2 gün ayıracağım kesin (bu sefer yarım gün ayırabilmiştim), gibi gibi…

Çok güzel bir şehir, yine giderim, 2 gün için, 3 gün için, 1 hafta için, hiç sıkılmam… Gidin…

Sevgiler,

themervetuncer

 

 

Written By
More from Merve TUNCER

İçİnİz rahat bİr hamİlelİk İçİn Harmony Prenatal Test

Hamile olduğumu öğrendiğim günü an be an hatırlıyorum. O heyecan, mutluluk tarifi...
Read More

1 Comment

  • Karaköy Dem’in Croissantları idare eder. İlginçtir ki Kahve Dünyası’nınki de taze yakalarsan yoklukta gider ama Paris sonrası hiçbiri tatmin etmeyecektir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *